Mersin tarımı denildiğinde akla ilk gelen görsel genellikle Erdemli’nin sarı limonları ya da Silifke’nin al çilekleri olur. Ancak Akdeniz’in iç kesimlerine, Göksu Nehri’nin hayat verdiği Mut çanağına doğru ilerlediğinizde, bölge ekonomisinin sessiz ama en güçlü devrimine tanıklık edersiniz: Mut zeytini ve zeytinyağı. Son yıllarda iklim krizinin küresel rekolte üzerindeki olumsuz etkilerine rağmen, Mut’un kendine has rüzgarı ve mikroklimal iklim yapısı, bu coğrafyayı Doğu Akdeniz’in en nitelikli zeytinyağı merkezlerinden biri haline getirdi.
Mut zeytinyağını muadillerinden ayıran en temel unsur, bölgedeki doğal poyraz rüzgarları sayesinde zeytin sineğinin bu vadide barınamamasıdır. Bu durum, pestisit ve kimyasal ilaç kullanımını neredeyse sıfıra indirerek Mut zeytinini doğal bir organik üretime kavuşturuyor. Düşük asit oranı, yüksek polifenol değerleri ve coğrafi işaret tesciliyle taçlanan bu ürün, ne yazık ki uzun yıllar boyunca dökme yağ olarak başka bölgelere satıldı ve Mersin ekonomisine hak ettiği katma değeri tam anlamıyla sunamadı. Oysa bugün vizyonumuzu sanayi, markalaşma ve lojistik entegrasyonuna çevirmek zorundayız.
Ekonomi ve tarım editörü olarak sahada yaptığım incelemelerde gördüğüm en sevindirici gelişme, yerel üretici kooperatiflerinin ve özel sektörün soğuk sıkım tesislerine yaptığı teknolojik yatırımlardır. Artık zeytin sadece toplanmıyor; dalından çekirdeğine kadar işlenen, hikayesi olan bir değere dönüştürülüyor. Ancak yerel üretimin başarısı tek başına yeterli değildir. Üretilen bu “yeşil altının” Mersin Limanı’nın sunduğu geniş lojistik koridorlarıyla buluşturulması şarttır. Orta Doğu, Avrupa ve Kuzey Amerika pazarları, yüksek kaliteli organik zeytinyağı için ciddi bir prim ödemeye hazır durumdadır.
Burada kilit nokta, dökme ihracat kolaycılığından vazgeçip, Mersin imzalı ambalajlı ve markalı ürün ihracatına ağırlık vermektir. Mersin Serbest Bölgesi ve Mersin Limanı, Mut’taki işleme tesisleriyle entegre bir soğuk zincir lojistik ağına kavuşturulduğunda, kentimiz sadece Akdeniz’in lojistik üssü olmakla kalmayacak, aynı zamanda yüksek katma değerli tarımsal ihracatın da başkenti olacaktır. Yerel yönetimlerin, ticaret odalarının ve tarım birliklerinin bu alanda ortak bir “Mersin Zeytinyağı İhracat Stratejisi” geliştirmesi acil bir ihtiyaçtır.
Sonuç olarak; Toroslar’ın bağrında yetişen asırlık zeytin ağaçlarımız, Mersin’in gelecekteki sürdürülebilir kalkınma modelinin en güçlü sütunlarından biridir. İklim değişikliği ve gıda güvenliğinin dünya gündeminin ilk sırasına yerleştiği bu dönemde, Mut’un nitelikli rekoltesini doğru pazar stratejileriyle dünya sofralarına taşımak hepimizin ortak sorumluluğudur. Yeşil altının bereketi, Mersin ekonomisine can suyu olmaya devam edecektir.
