Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Gürültü Çağı – Derşah NAR Yazdı

Gürültü Çağı Memleketin gündemi, artık bir nehir gibi akmıyor; daha


Gürültü Çağı
Gürültü Çağı

Memleketin gündemi, artık bir nehir gibi akmıyor; daha çok taşkın bir dere gibi önüne ne gelirse sürüklüyor. Sabah başka bir başlıkla uyanıyoruz, akşam başka bir tartışmanın içinde buluyoruz kendimizi. Lakin hız arttıkça, derinlik azalıyor. En çok konuşulan meseleler, en az anlaşılanlar oluyor.

Bir tuhaflık var: Herkes konuşuyor ama kimse dinlemiyor. Cümleler kuruluyor ama anlamlar yolda düşüyor. Haklılık yarışı öyle bir noktaya gelmiş ki, gerçeğin nefes alacak yeri kalmamış.

Eskiden bir mesele tartışılırdı. Şimdi meseleler tüketiliyor.

Bir fikri savunmakla, bir fikre sığınmak arasındaki fark silinmiş durumda. İnsanlar artık düşüncelerini geliştirmek için değil, taraflarını korumak için konuşuyor. O yüzden cümleler çoğalıyor ama anlam daralıyor.

Dil de bu hengâmeden nasibini alıyor. Kelimeler, anlam taşımaktan çok, saf tutmanın aracı hâline geliyor. Bir kelimeyi nasıl kullandığınız, ne söylediğinizden daha önemli oluyor. İçerik değil, etiket konuşuluyor.

Oysa kelime dediğiniz şey, hafife alınacak bir araç değildir. Bir toplumun hafızasıdır. Kelime bozuldu mu, düşünce de bozulur. Düşünce bozuldu mu, geriye sadece gürültü kalır.

Bir başka mesele de şu: Herkes her şeyi biliyor artık. En azından öyle zannediyor. Bir başlık görmek, bir videoyu yarım izlemek, bir cümleyi bağlamından koparmak… Hepsi birer “kanaat üretme makinesi” olmuş durumda. Bilgi arttıkça cehaletin azalması beklenirdi, ama bizde tam tersi bir tablo var.

Belki de sorun bilgi eksikliği değil, anlam eksikliği.

Çünkü anlamak emek ister. Sabır ister. Bazen geri adım atmayı, bazen de “yanılmış olabilirim” diyebilmeyi gerektirir. Ama bu çağda en pahalı şeylerden biri de bu zaten: Tevazu.

Herkesin kesin konuştuğu bir yerde, şüphe duymak cesaret ister.
Herkesin bağırdığı bir yerde, sakin kalmak direnç ister.
Herkesin hüküm verdiği bir yerde, anlamaya çalışmak ise neredeyse lüks sayılır.

Memleketin asıl meselesi belki de tam burada başlıyor.
Sorunlarımızdan çok, o sorunları konuşma biçimimiz yoruyor bizi.

Çünkü biz meseleyi çözmeye değil, birbirimizi yenmeye çalışıyoruz.

Oysa hakikat, tartışmanın kazananında değil; doğru soruyu sorabilende saklıdır.

Belki biraz yavaşlamak gerekiyor.
Biraz susmak…
Biraz da gerçekten dinlemek.

Zira bu gürültü çağında en kıymetli şey, hâlâ duyulabilen bir anlamdır.

Ve unutmamak gerekir:
Bazen en sert söz, en yüksek sesle söylenen değil; en doğru yerde söylenendir.